26.09.2008

Geçiş

Dün gece viksler sürüldü, tülbentler örtüldü göğsüme de öyle nefes alabildim. Sonra uyuyamadım tabi. Açtım televizyonu. 24 diye bir kanalda izledim. Adını unuttum. Gezmeli bir belgesel. Sabah 6'ya geliyordu. Şu anda hiçbir detayını hatırlayamıyorum. Olimpos'dalardı. Bir kadın. İstanbul'dan. Tasarımcı mı ne. Satmış herşeyi. Gelmiş yerleşmiş yaylaya. Köy evine. Tek başına. Evi de tek başına. Onunla sohbet ettiler. Çay içtiler. Sahile indiler. 

Sahilde belgeselci amca dört senedir haber alamadığı arkadaşı agop'u yürürken görüyor. Kış. Burunları kıpkırmızı. Meğer bu adam bir gün herşeyini satmış. Parayı da şişli'de bir caminin musalla taşına koymuş. Gelmiş oraya. Neden diyorlar. Bu dalgaları birinin seyretmesi lazım diyor. Fotoğraf makinen ne oldu diye soruyorlar. Çekeceğime yaşıyorum diyor. 

Ve son noktayı da şöyle koydu: "Burdan şehre dönmeye kalksam, üç dakikada hazırlanırım. Bir bilet parasına bakar. Ama şehirden buraya gelebilmek yıllarımı aldı. İyiden kötüye geçiş her zaman kolaydır." 

Bitti sonra belgesel. Uyumuşum.

Belgeselci amca: Cemal Gülas
Program adı: Doğadan Mektuplar
Kanal: 24

Evet. Araştırdım sonradan utanıp.

4 Yorum:

Anne Böcük dedi ki...

ama yaşadıklarını biriktirmekte çok çekici değil mi? biriktirmek ya da saklamak. sakladıklarına bakarken o anda ki duyguyu yeniden hissedebilmek. o andan kendinden bir kaçış yok mu sözde?

Tanya's dedi ki...

hep aklımın bir köşesinde var..tek başıma değilde sevgili ile başka bir hayat kurmak..uzak ama sıcak..

yasemin dedi ki...

olimpos'tan okudum yazını. sevgiler.

İkizannesi dedi ki...

"çekeceğime yaşıyorum" mu dedi.. nasil süper bir yaklaşım bu ya..bittim ben..kocaman alkış..