14.10.2015

bilmiyorum


Dün yazdım sanıyordum. Çok olmuş. Bu çok zamanda profil fotoğraflarını karartacak bir sürü ölüm olmuş. Simsiyahız. Geçmiyor. Omuz başlarımızda melek falan yok. Sağ omzuma bakıyorum ölüm. Sol omzuma bakıyorum ölüm. Umudunu yitirme diyorlar. İnadına diyorlar. İnadım ölü. Umudum gömülü. Geçmiş olduğu gibi önümde. Gelecek yok. Başka da birşey yok.

Belki biraz daha geçince zaman. Gelir hepsi geri. Bilemem.

6.07.2015

aloe vera hanım


İlk defa bir ölü gördüm. İlk defa bir kefene dokundum. Üstelik şahsen tanışmamıştık. Cenazesineymiş kısmet. Üç kişiydik. Biriyle cenaze vesilesiyle tanıştım. Diğerini on yıldır görmüyordum. İronik bir film gibiydi. o üç kişi aldık mezarlıktan camiye getirdik. Namaz sonrası geri mezarlık. Mezarlık sonrası herkes evlere dağıldı. ben bilmediğim bir şehirde o gün tanıştığım bir çiftin evinde elimi yüzümü yıkadım. Biraz dinlendim. Akşama otobüse atlayıp Ankara'ya döndüm. Ama geri dönülemez şekilde değiştim. Biliyorum. Söylemiyorum. 

Geçen akşam balkona oturdum. Aloe veram vardı saksıda. Baktım yandan yavru vermiş ama üst dallar ölmüş. Ölen bir dala dokundum. Dokunduğum anda o kefeni hatırladım. Baktım. Sonra kalktım içeri geçtim. Bir dizi seyrettim. Anksiyetesiz bir kafa karışıklığı desen değil, huzur desen değil. Korku desen çocukluğumdan beri hiç korkmadım ben ölümden. Başka bir ruh hali. 

Ondokuz mayıs törenlerinde stadyumdaki öğrencilerin binbir parçayla oluşturduğu mozaik desenler gibi hayat. Küt diye değişiyor. Sen de hop diye o resmin bir parçası oluyorsun. Kimse de yadırgamıyor. Geride kalırsan resmi bozuyorsun. 

Sonra resim değişti. Pazar günü Grup Yorumun 30. yıl konserine gittik falan. 

Değişik. 

23.06.2015

Değişim (ibrişim gibi birşey)


Bilimsel kılıklı bir safsata mı bilmiyorum ama bir yerlerden duymuştum. Yedi yılda bir vücudumuzdaki tüm hücreler değişmiş olurmuş. Yedi yıl. Bu yedi yılda bir hücre belleğinin de sıfırlanması mı demek acaba diye düşünmüştüm ilk duyduğumda. Az önce herkes kendi hücresine çekilince evde iki satır karalayım dedim. Dediğim anda alt yazı geçti alnımın iç tarafından. Kimse görmedi. Yeni moda led panolar gibi akar yazıyla ama yazı tipi elbette eski, silik daktilo harfleri. Değişim yazıyordu. Ben bilgisayarı açıp da derdimi anlatana dek yazı da değişti. Yedi yılı falan da beklemedi. 

Günün kilit kelimeleri: annem, aşti, Su'yun odasından gelen gizemli ses, berber (yarının aday kelimesi) (aslında bugun bunu yazacaktım şimdi yazınca hatırladım), lilly. 

22.06.2015

acemilik

Her işin bir acemiliği var tabi. Yıllar sonra şu tarlamı ekip biçeyim dedim. Ne toprak kalmış aklımda ne tohum ne bakım. Elimde bir avuç toprak üç beş tane de tohum var gibi. Eskiden buralar bağ bahçeydi. Nadas dedik unuttuk toprağı. Döndük en başa. Allahtan ayrık otum az. Gerisi gelir artık.

Evde oturmak da profesyonellik istermiş. Unutmuşum. Yoklama var gibi öğlen çıkıyorum evden. Akşam mesai bitmiş gibi geri dönüyorum. Aylaklığın da acemisi olmak zor iş arkadaş.

Lale devri değil tabi yaşadığım. Arada ilk defa sayım saati sandığımın başına gidecek kadar inanarak oy verdiğim bir seçim geldi geçti. Hala gülümsüyorum sonuçlara. umuttan başı dönermiş insanın. doğruymuş.

Bir de bir eğitim geçirdim ki dillere destan. Şundan oldum ben tık . Bina yıkılış şekillerinden düğüm türlerine, ilk yardımdan telsiz tatbikatına kadar tam beş gün eğitim. altıncı gün senaryo. aldık sertifikayı.

Bu aralar anahtar cümlelerim: iş ilanı, dolmuş/ otobüs, ayran var mı ayran, oh yine yağıyor, yok canım bu sene tatil planımız, yok ya o iş mülakatından hala ses çıkmadı, bıdı bıdı laga luga

5.06.2015

Yoğurtlu sardunya

Dört beş yıldır insan içine karışmıştım. Tercih yapma hakkını kullanamayacağın sayısız ortam, sayısız insanla selamlaşma, konuşma, birbirine karışma demekti bu. Bu demek ki binlerce kez hücrelerime suni şekerler, yapay tatlandırıcılar, fast food insanlar karıştı. Şimdi yeniden işsizim. Yani yeniden detoks zamanı. Yani bir nevi yoğurt etkisi. Zamanı geldi. Bir de bir kitaba denk geldim dün gece. Tıkla. İnsan içine karışınca nasıl yazılamayacağına dair.  Şöyle diyor:

“Gerçek manada yazmak yalnız bir hayattır. Cemiyetler yazarın yalnızlığını bir ölçüde hafifletse de sanmıyorum ki yazısını iyileştirsin. Yazar yalnızlığını üzerinden attıkça sosyal çevrelerde itibarı artar ama genellikle yazdıkları kötüleşir. Çünkü bu iş yalnız yapılan bir iştir ve eğer yeterince iyi bir yazarsa her gün ya ebediyetle yahut ebediyetin yokluğuyla yüzleşmek zorundadır.”

Sabah yaseminle konuştuk. Ne zaman böyle olduk ki diye. Katıksız ve tutarlı asosyallere nasıl gıpta ettiğimizi hatırladık. İyi oldu.

Özet dersim: Maşuk haklıymış be ya

30.03.2015

önce kendinize sonra çocuklara

Kendi gaz maskemi kendim yapıyorum artık. İyi oluyor. Ağaçlara da su yürüyormuş. Ondan böyle yerden yerden aşağı çekilmem demek ki. Ay büyürken uyuyamam, su yürürken kuduramam.

* Geçmiş yazılara baktıkça içim şenleniyor. Bu yazılar da geleceğe yatırım olur (bkz. du' bakalım)
* Kuğular olsun on iki eylül olsun Karum olsun böyle harala gürele ama ağır ağır ama demli demli geçti haftasonusu (bkz. kısmet)
* Nisan bitince benim de mi işim bitiyor bunu nisan bitmeden anlayamayacağım (Bkz. hayırlısı
*Neyse du' bakalım hayırlısı, kısmet!

20.03.2015

güneş tutulması



Aldığım nefes bile fazlalık gibiydi bugün bir ara. Sonra insanlar fazla gelmeye başladı. Allah var üstüme gelmiyorlardı. Belki benden haberdar değillerdi ya da umurularında değildim. Ama ben sanki hepsi aralarında sözleşmiş de omuzlarımdan beni aşağı bastırıyorlarmış gibi bunaldım bir ara bugün işte. Balkona çıktım. Gözlüğümü taktım. Güneşe baktım. Tutulma anıymış. Unutmuşum. Sonra bir kahve yaptı arkadaşım. İki lafladık. Biraz anlattım. Güneş tutulunca sen de tutulmuşsun dedi. Dediği anda geçti. Omuzlarımı silkeledim. Patır patır döküldüler. Tutulma bitti. Rahatladım. Meğer aynı zamanda serçe günüymüş. Sevindim. Unuttum tutulmayı.