10 06 2013
4 06 2013
Diren gezi
Şu son beş gündür gördükleri, duydukları, yaşadıklarını çocuklarımla kırk yıl konuşsam öğretemezdim, hissettiremezdim. En apolitik bile politize oldu. Umut ve öfkeyi aynı anda hissediyorum. Ne zamandır ilk defa.
30 05 2013
vat iz matriks ulan
"Dine verdikleri önemi dile de verseler ya" - Maşuk
Eğitim sistemi kişisel çıkarları ve politikalarına alet edilmenin de ötesinde arap saçına dönmüş. Bunu ancak ve en iyi çocuğunuz "ana akım" alanların dışında eğitim görmek istediğinde anlıyorsunuz. Malumunuz, bizim kız devlet anadolu lisesinde. Bu sene lise 2'ye geçecek. Lise 2 demek alanınızı artık belirleyin yılı geldi demek. Genel geçer mesleklerden birini seçecekse ve tüm dersane, okul başarı listelerinde çarfaş çarşaf gururla sergilenen üniversitelerin bilinen bölümlerinden birinde okumak istiyorsa evladınız ne ala. Zaten ortaokulda SBS denilen iş makinası çocuğunuzun hem bilişsel hem de ruhsal tüm yapılarını ezip geçtiğinden, tam da rehabilite olabilir dediğiniz bir yıl yaşamışken, önünüze bu seçim çıkıyor.
Dil okumak istiyorum ben dedi. Emin misin dedik. Aslında dil de değil mütercim tercümanlık istiyorum dedi. Hedefi çok net. İlgisi ve isteği de tutarlı bir şekilde birkaç yıldır devam ediyor. Üstelik İngilizce dersleri hep iyi oldu. Sanılanın aksine zerre desteğimiz olmadı bizim. Galiba teş teşvikimiz evde işimizle ilgili bir kere bile şikayet etmiş olmamak. O da matah birşey sanıyor mütercimliği tercümanlığı:) Babası yazılı çeviri yapar ben genelde sözlü. İki alanı da yakından takip ediyor. O kadar istekli ki bizim üniversiteden hocamıla bile buluştu, taktikler aldı, kendi kendine hikaye çevirmeler falan. Herşey güzel.
Ta ki eğitmini alsın diyene kadar.
İyi dedik. Dil sınıfını seçsin. Duvara toslamaya başladık sonra. Her okulda dil sınıfı açılmıyor çünkü talep az. En az altı öğrenci talep ederse oluyor ki burada veliler devreye giriyor. Dil isteyen yavrularını destekleyen az olduğu gibi çoğu Türkçe- Matematik alanına yönlendiriyor. Ek birşeyler daha yazsın sınavda diye. Kolejler dahil o kadar az okulda dil sınıfı açılıyor ki. TM okusun dilden girsin derseniz bu sefer okul puanı acayip etkiliyor. ne mesleğinde ne yüksek öğreniminde ne de sınavlarda işine yaramayacak matematikle cebelleşiyor dile yetenekli çocuğunuz dört yıl. Ders notları doğal olarak yükselemiyor. Hangi okullarda dil açılacağı hiç belli değil. Tut ki açıldı. bu sefer çocuğunuzun ortasonda girdiği SBS puanı devreye giriyor. bir de gideceği okulda kontenjan olması. Bunları takip edecekseniz her gün e-okula girip. kontenjan açıldı diyelim puanı tutmuyor evladınızın.
Konuşmadığımız yer kalmadı. Hatta denildi ki "bir söylenti var. MEB bu ayrımı lise üçüncü sınıfa taşıayacak belki seneye çocuğunuzun seçim yapmasına gerek kalmayacak".
Üstelik çocuğun istediği bölümü kazanmak da hem popo hem yürek istiyor. tüm soruları neredeyse çözmesi lazım. ama bu başarıyı teşvik etmeyi bırakın olanaklı kılan seçenek bile yok önümüzde.
bu noktadan sonra aşağıdaki videoya bağladık kafayı. What is matrix ulan? diye bakanlık önünde protesto yapasım var.
Türkçe- Matematik ve Matematik - Fen odaklı başarınızı yiyim.
28 05 2013
hiç tanımadığım sessiz arkadaşlarım
Sevgili Sessizler,
Sizden mail geldikçe önce bir şaşırıyorum. Yalnız olmadığını bilmek kadar insanı ferahlatan bir duygunun olmamasına daha da çok şaşırıyorum. Yalnızlıkla aram iyi olduğundan galiba. Ama başın darda olduğunda galiba bir ses, bir nefes istiyor insan. İşte siz yazdıkça anonim alkolikler grubu üyeleri gibi tek tek sarılma isteği doğmuyor desem yalan olur. (ben böyle uzun cümleler kurmaya başladıysam bilin ki birşeyler yazmak istiyor ama ne yazacağımı, nerden başlayacağımı bilmiyorum demektir).
Bugün okula gittik sabah. Öğretmeni ile konuştuk. İki dakika, ayaküstü. Ama öğretmenin bizi anladığını bilmek öyle iyi geliyor ki. Bir taraftan da rutine binsin istiyorum herşey: tedaviler, terapiler, geri bildirimler, yapılacaklar vs. Hepsinin saati, yeri, sorumlusu belli olsun. Görünmez bir el düzenlesin bunları. Gizli bir organizatörümüz olsa mesela. Ama yok. İnsan kaçamayacağı sorunlarla doldurunca kafasını galiba fiziksel olarak bedenini kapatıyor her türlü efor tüketimine. Pelte gibi bir vücutla zehir gibi işleyen bir akıl bir araya geliyor. İşte o zaman hafiften sıyırdım diyorsun. Neyse.
Sevgili sessizler, gizli yoldaşlar:)
Beni en çok ne sinirlendiriyor biliyor musunuz? Sinir de değil aslında çaresizlik gibi birşey. "Geçer canım" denmesi, "aman nesi var ki bu çocuğun? gayet normal" denmesi, "abartmayın" denmesi, "zamanla halleder" denmesi, "tıp da herşeye bir etiket buluyor" denmesi. Yani bizim züccaciyeciye bir fil dolanırken aman canım sizin ürünler kırılmaz ki denmesi gibi birşey bu benim için. İşin aslı farklı işte. Biz dünyaya getirdik bu oğlanı. Yedirme içirme değil de marifet galiba sıradışı olunca onu olduğu gibi kabullenme, sorunları görmezden gelmeme ve sonra da canını dişine takma hayatı kolaylaşsın diye. Dün işten eve dönerken arabada konuşuyorduk Maşukla. Dedim ki "Yalını o kadar çok olduğu gibi kabul ettim ki değişme sansınız var deseler hiçbir özeliğinin değişmesini istemezdim". Maşuk da dedi ki: "Biliyor musun Asperger'de böyle bir durum var. Hapı çıktı deseler içince normal (?) insan olacak deseler vermezdin değil mi o ilacı?" Cevabımız çok net: HAYIR!
Ben onu hiçkimsede görmediğim naifliğiyle, kırılganlığıyla, farklı bakış açısıyla o kadar seviyorum ki ve belki de asıl bu özelliklerine vurgunum. Bilemiyorum.
Evet hayat zor olacak onun için. Bir erkek olarak bu kadar naif bir ruhla Türkiye gibi, züccaciyeleri bırakın filleri iş makinaları ile dolu bir ülkede çok zorlanacak. Ama hissediyorum, iş makineleri üstüne gelmeye başladığı anda hepimiz canavar kesileceğiz. Canlı kalkanlarıyız onun.
Ah sessiz kankardeşlerim,
Hangi soruya nasıl cevap vermeye başlamalıyım bilmiyorum. Asperger konusunda hem bir aspergerli annesiyim hem de aspergerli bir adamı seviyorum.İkisinde hissettiklerim apayrı. Kendimce bulduğum yöntemler çok farklı. Oğlumda ve kocamda kabullendiğim şeylerin birbiriyle alakası yok. Üstelik çoğu zaman ileride başka bir kadının seveceği bir aspergerli yetiştirdiğimi düşününce bende de hafiften şizoid konuşmalar olmuyor değil içten içe.
Bol bol okuyorum. Özellikle wrong planet diye bir forum var. Ruh halime göre bazen ebeveyn forumlarını bazen de evlilik forumlarını. Gündelik hayata getirilen çözümleri araştırıyorum. Doktordan, bilimden daha çok yardımcı oluyor bana bunlar. Bir de deneme yanılma yöntemi var tabi. on altı yılda az yol kattetmedik. Ne kadarını paylaşabiliriz bilmiyorum. Öfke nöbetlerine neler yapılır, manipüle edilmenin önüne nasıl geçilir, karşı tarafa onu anladığımız nasıl hissettirilir, herkes birbirinin nasıl yatağı yorganı olur.... işin başı iletişim. ama doğru yerde ve doğru zamanda kendimi ifade etmeyi öğreniyorum.
Hiç tanımadığım sessiz arkadaşlarım
birşey olursa ben buradayım.
Esra seni de birazdan arayacağım:)
(daldan dala atladım yazarken ama sistematik düşünemediğim malum artık. idare edin. istediğiniz yeri cımbızlayın istediğinizi atlayın, öperim)
Sizden mail geldikçe önce bir şaşırıyorum. Yalnız olmadığını bilmek kadar insanı ferahlatan bir duygunun olmamasına daha da çok şaşırıyorum. Yalnızlıkla aram iyi olduğundan galiba. Ama başın darda olduğunda galiba bir ses, bir nefes istiyor insan. İşte siz yazdıkça anonim alkolikler grubu üyeleri gibi tek tek sarılma isteği doğmuyor desem yalan olur. (ben böyle uzun cümleler kurmaya başladıysam bilin ki birşeyler yazmak istiyor ama ne yazacağımı, nerden başlayacağımı bilmiyorum demektir).
Bugün okula gittik sabah. Öğretmeni ile konuştuk. İki dakika, ayaküstü. Ama öğretmenin bizi anladığını bilmek öyle iyi geliyor ki. Bir taraftan da rutine binsin istiyorum herşey: tedaviler, terapiler, geri bildirimler, yapılacaklar vs. Hepsinin saati, yeri, sorumlusu belli olsun. Görünmez bir el düzenlesin bunları. Gizli bir organizatörümüz olsa mesela. Ama yok. İnsan kaçamayacağı sorunlarla doldurunca kafasını galiba fiziksel olarak bedenini kapatıyor her türlü efor tüketimine. Pelte gibi bir vücutla zehir gibi işleyen bir akıl bir araya geliyor. İşte o zaman hafiften sıyırdım diyorsun. Neyse.
Sevgili sessizler, gizli yoldaşlar:)
Beni en çok ne sinirlendiriyor biliyor musunuz? Sinir de değil aslında çaresizlik gibi birşey. "Geçer canım" denmesi, "aman nesi var ki bu çocuğun? gayet normal" denmesi, "abartmayın" denmesi, "zamanla halleder" denmesi, "tıp da herşeye bir etiket buluyor" denmesi. Yani bizim züccaciyeciye bir fil dolanırken aman canım sizin ürünler kırılmaz ki denmesi gibi birşey bu benim için. İşin aslı farklı işte. Biz dünyaya getirdik bu oğlanı. Yedirme içirme değil de marifet galiba sıradışı olunca onu olduğu gibi kabullenme, sorunları görmezden gelmeme ve sonra da canını dişine takma hayatı kolaylaşsın diye. Dün işten eve dönerken arabada konuşuyorduk Maşukla. Dedim ki "Yalını o kadar çok olduğu gibi kabul ettim ki değişme sansınız var deseler hiçbir özeliğinin değişmesini istemezdim". Maşuk da dedi ki: "Biliyor musun Asperger'de böyle bir durum var. Hapı çıktı deseler içince normal (?) insan olacak deseler vermezdin değil mi o ilacı?" Cevabımız çok net: HAYIR!
Ben onu hiçkimsede görmediğim naifliğiyle, kırılganlığıyla, farklı bakış açısıyla o kadar seviyorum ki ve belki de asıl bu özelliklerine vurgunum. Bilemiyorum.
Evet hayat zor olacak onun için. Bir erkek olarak bu kadar naif bir ruhla Türkiye gibi, züccaciyeleri bırakın filleri iş makinaları ile dolu bir ülkede çok zorlanacak. Ama hissediyorum, iş makineleri üstüne gelmeye başladığı anda hepimiz canavar kesileceğiz. Canlı kalkanlarıyız onun.
Ah sessiz kankardeşlerim,
Hangi soruya nasıl cevap vermeye başlamalıyım bilmiyorum. Asperger konusunda hem bir aspergerli annesiyim hem de aspergerli bir adamı seviyorum.İkisinde hissettiklerim apayrı. Kendimce bulduğum yöntemler çok farklı. Oğlumda ve kocamda kabullendiğim şeylerin birbiriyle alakası yok. Üstelik çoğu zaman ileride başka bir kadının seveceği bir aspergerli yetiştirdiğimi düşününce bende de hafiften şizoid konuşmalar olmuyor değil içten içe.
Bol bol okuyorum. Özellikle wrong planet diye bir forum var. Ruh halime göre bazen ebeveyn forumlarını bazen de evlilik forumlarını. Gündelik hayata getirilen çözümleri araştırıyorum. Doktordan, bilimden daha çok yardımcı oluyor bana bunlar. Bir de deneme yanılma yöntemi var tabi. on altı yılda az yol kattetmedik. Ne kadarını paylaşabiliriz bilmiyorum. Öfke nöbetlerine neler yapılır, manipüle edilmenin önüne nasıl geçilir, karşı tarafa onu anladığımız nasıl hissettirilir, herkes birbirinin nasıl yatağı yorganı olur.... işin başı iletişim. ama doğru yerde ve doğru zamanda kendimi ifade etmeyi öğreniyorum.
Hiç tanımadığım sessiz arkadaşlarım
birşey olursa ben buradayım.
Esra seni de birazdan arayacağım:)
(daldan dala atladım yazarken ama sistematik düşünemediğim malum artık. idare edin. istediğiniz yeri cımbızlayın istediğinizi atlayın, öperim)
23 05 2013
kötü yazı deyip geçmeyin yazık!

İkinci hamileliğimde en çok merak ettiğim konulardan biri prematüre bebeklerdi. Allah allah derdim. Nasıl yaşatıyorlar ki bu el kadar bebekleri derdim. Zart diye 26 haftalık gelişime sahip bebeği 31. haftada doğurunca anladım ne menem bir maraton olduğunu. Aslında maratondan ziyade kısa bir şehir turu falan sandım önce. yedi yıl geçti. hala koşuyorum bu maratonda.
Sonra, büyütürken el kadar bebeği bir gün uzayda insanın kendi konumunu algılayamaması gibi birşeyler duydum. Yine aynı merak doğdu bende. bu ne ola ki dedim. Olur mu öyle şey dedim. Allah allah ne ilginç farklılıklar var dedim. İnsan beyni ne menem birşey dedim. falan filan.
Asperger maceramız burayı okuyanların malumu. O konuya girmiyorum yeniden. Okula başlayınca yalın bir farklılık olduğunu anlamamız bir yılımızı aldı. Kreşe başladığından bu yana her gün "tatile kaç gün var?" diye istikrarlı bir şekilde soran bir çocuk. Bunu da hep normal buldum. Ben de işe tatillere kaç gün var diyerek gelirim çünkü. neyse.
Okul başladı. yazımız berbattı. Herkes geçer dedi. Düzelir dedi. Elyazısındandır dedi. Bir sene süre tanıdık. İkinci sınıf olduk. Bir dönem geçti. Öğretmenimiz son kez zaman tanıyalım yalına belki el kasları zayıftır güçlenir dedi. Allah var üstüne de gitmedi çocuğu daha da soğutmamak için okuldan. Derken ikinci dönem geldi çattı. Yazımız gittikçe kötüleşiyordu. Rakamlar da okunamaz hale gelince öğretmen alarma bastı. eğitim uzmanı bulalım dedi. Çünkü öğretmenin söylediklerine göre Yalın sonuna kadar gayret ediyor ama gayret etmesine rağmen yazı işini toparlayamıyordu. Soğutmak da istemediği için uzman yardımı alalım, ben bildiğim tüm teknikleri uyguladım işe yaramadı dedi.
Artık maratonun yeni bir etabına başlamıştık. Çocuk gelişim uzmanı, göz doktoru vs derken oklar Ergoterapi bölümünü gösterdi. Occupational Therapy denilen bir terapi bu. Testler yapıldı. Duyu bütünleme tedavisine karar verildi. Merak eden olursa onu da anlatırım bir ara. Hep laylaylom ev dekorasyonu, yenilen güzel yemekler, sevgili ile tatiller olacak değil ya bloglarda. Bir anne babaya bile ulaşılsa kardır şu yazıyla.
Trafik gibi düşünürsek duyu işleme sürecini ve duyuları da araba gibi, Yalınd a tüm duyular var. Trafik karışık. Kimse kurallara uymuyor. Yasak yerde U dönüşü yapan da var kırmızı ışık da geçen de. Ve de ta ta ta taaam: uzaydaki konumunu algılama ile de bir aksaklık var. Dedim ki bir daha her duyduğunu merak etme deniz! Neyse devam ediyorum.
Duyu bütünleme terapimiz ilkokul bitene kadar devam edecek. haftada bir saat. öğretmenimiz çok destek oluyor. Bazı ödevleri biz bilgisayar çıktısı olarak veriyoruz. Maksat yazıyla yalını yormamak.

İki gün önce de bir başka testler yapıldı. Net adı konuldu: disleksi, disgrafi, dispraksi. Yani özgül öğrenem güçlüğü, yazı yazma güçlüğü ve kendinin uzaydaki konumunu algılama güçlüğü. Çok teknik olduğundan merak eden olursa yazarım.
Şimdi yaz dönemi geliyor. yaz çalışmalarımız hazırlanıyor. Hamaklı, salıncaklı, somonlu vidalı falan eğitimler bizim. Yeni bir program hazırlanacak.
yoruldum yazmaktan. ilk fırsatta devam edeceğim.
22 05 2013
pardon ama
Son haftalarda hayatımıza giren anahtar kelimeler: duyu bütünleme terapisi, disleksi, disgrafi, özgül öğrenme güçlüğü.
Son haftalarda çığ gibi üstümüze gelen ama nasıl çözeceğimizi bilemediğimiz sorunlar: ergenlik, ergenlik, ergenlik.
Bugüne kadar yazdıklarım fasafisoymuş dostlar. Yok zaman hızla akıyor diyordum yok günler yoğun diyordum. Yemişim hepsini. Kelimelerden de büyük gerçekler var. Üstelik hiçbir kelimeye sığmıyorlar.
Son haftalarda çığ gibi üstümüze gelen ama nasıl çözeceğimizi bilemediğimiz sorunlar: ergenlik, ergenlik, ergenlik.
Bugüne kadar yazdıklarım fasafisoymuş dostlar. Yok zaman hızla akıyor diyordum yok günler yoğun diyordum. Yemişim hepsini. Kelimelerden de büyük gerçekler var. Üstelik hiçbir kelimeye sığmıyorlar.
13 05 2013
Gül yaprağı
Bana bir defter alır mısın dedim. Bugünü unutmak istemiyorum. Yazsana bloguna, kopma bence dedi. Yok dedim. Sen yine de defter al bana. Oraya da yazarım da mesela o gül yaprağını blogda nasıl saklarım ki...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


