8.09.2017

salamura hücre


Tek bir hücrem kalmadı yazmayalı dürtülmeden, vesile yaratılmadan. Kimbilir kaçıncı ben oldum. Hücreden hücreye yapılan bellek nakillerini düşünmeden kaç kere yok olup kaç kere yeniden görünür oldum. Deri değiştirir gibi her hücrem yenilerken kendini peki nasıl oldu da bellekteki imzalar taşınıp durdu ordan oraya? Artılarım eksilerim kendilerini bileylerken nasıl oldu da uzun boşluklara baka baka yoruldum, uyudum? Sorulardan başka yüküm kalmadı gibi görünüyor. Oysa sorular da zaten bir cevap için sorulmuyor. Soru işaretsiz cümle kuramaz oldum. Bunların hepsinden de yeni hücrelerimi sorumlu tuttum. 

Önce tazyiksiz birikti harfler kelimeler. Salamura. Bastım kaya tuzunu üstlerine. Ağır bir taş koydum içime. Bekledim renkleri atsın. Bekledim kalıcı olan kazansın. Bekledim geçsin. Geçer dediklerim geçmedi. Geçmez dediklerim yok oldu gitti. Derken yavaş yavaş gaz doldu içimdeki odalara. Dedim geliyor basınç. Sıkışsın iyice hava. 

Önce patlatmaya çalıştım. Şimdi de patlamadan yazayım dedim. Yeni hücrelerim. Hepsi sizin yüzünüzden oldu. 

31.01.2017

düzensiz kalp çarpıntısı


Ne zaman tanıştığımızı tam olarak hatırlayamıyorum. Hep tanıyormuşum gibi işte. Bazen mesai saati kaçamaklarında buluştuk. Bazen planlı programlı. Bir sürü iş değiştirdim ben. Her iş yerime geldi galiba. Ya da ben öyle kazıdım attım hafızama. En dertli olduğum anda yanında ağladığımı da hatırlarım salya sümük, manik dönemimde olgun bir sessizlikle beni izlediğini de.

Çok dürten oldu beni yazayım diye. En çok onunkiler işe yaradı. Adını görmem yetti bazen arkadaşların yazılarının yorumlarında. Kelimelerini okurken sesini kulağımda duyduklarımdandır. Bir de saçını düzeltişi gelir gözümün önüne hep. Kahküldaşımdır. Beraber diz ağrısı da çekmişliğimiz vardır, az yiyelim diye yanımızda kendi yemeğimizi taşıyıp buluşmuzluğumuzda. O bu şehre gelirken ben onun ayrıldığı şehre de gitmişimdir. Ama hep yollarımızı kesiştirmişizdir.

Sesini en sevdiğim alarmımdır. Uykumdan şefkatle uyandırır. Hiçbir yaprağını atmadığım takvimimdir.

Az önce yazdım ona. Doğum gününü kutladım. Orda olduğunu bilmek beni nasıl mutlu ediyor bilsin istedim. Bana her "yaz" dediğinde kalp çarpıntım ondandır.

Leylak dalımdır. 

16.01.2017

Su

See original image
Diyalogların yerini önce monologlar almıştı. Uzun süredir de sessizlik. Katı bir sessizlik. Simsiyah perdeli. Arada aralıyorum. Manzara hep aynı. Duvarlar. Boyasız badanasız. Sevimsiz. Yazısız. Geri kapatıyorum perdeleri. Dönüyorum sessizliğe. Tarihi günlere tanık olmayı reddediyorum. Kendi tarihimi yazıyorum sessizce. Suya. İlerde soran olursa suya bakın diyeceğim. Oturun bir su kenarına. Dinleyin. Sessizce. Duyarsınız.

2.01.2017

16-17

Geldi geçti işte 2016. Zaman zaman deldi de geçti. Ara ara pışpışladı, sırtımı sıvazladı. Sessizce gider sandım. Darma duman etmeden gitmedi. Bellekleri allak bulak etti.

Bana oturup izlemeyi öğretti. Gülümseyerek dinlemeyi bir de. 2017 daha sıfır kilometre. Motor ısınsın da anlarız ne mal olduğunu.

29.12.2016

Takdir


Benim bir korkum var dedi. Neymiş dedim. Bu yıl takdir alamayabilirim dedi. Gözleri dolu dolu. O anda ona takdirdi, teşekkürdü, teog'du, okulla ilgili gereksiz teraneleri pompalayan her kimse gözünün ortasına iki yumruk sallayabilirdim. Yutkundum. Ne var ki bunda, ben hiç alamadım dedim. baktım sesinin titremesi azaldı gözlerine diktim gözlerimi. Sen benden zaten aldın o takdiri dedim. Kafasını salladı gitti. Üç beş saat geçti. Tam uykuya dalacak. Gerçekten hiç mi almadın dedi. Hiç dedim. Peki İngilizce notun nasıldı dedi. Bak o iyiydi işte dedim. Onun da en iyi notu İngilizce biliyorum. Bu sefer gülümsedi. İnşallah yarın okullar tatil olur dedi. İki dakika geçmedi okullar tatil oldu. Gülümseye gülümseye uyudu.

26.12.2016

doğum yeri: mezarlık


"Mezarlığa döndü orası" dedim diye oldu herşey. Zamanı gelmişti. Mezarlık olmadığına inandırdın beni. Kaç kere öldüm saymadım arada. Ama kaç kere doğduğumu biliyorum. O yüzden geri geldim mezarlık dediğim yere. Biraz toprağı havalandırdım. Ekim zamanı. Tutar biliyorum. Sardunya dediğin asfalta diksen tutar. İsterse. İstiyor.

Perdeler, pencereler, demleme çaylar, sessiz odalar, yemek kokuları, mutfak tıkırtıları... bitmedi. Bir sürü başka hayatlar  eklendi. Sokaklar, yollar, kahveler, rutubetli kalabalıklar, steril yalnızlıklar ve tabi ki kitaplar. Her okuduğunda yeni anlama gelen satırlar.

Doğum zamanı.

14.10.2015

bilmiyorum


Dün yazdım sanıyordum. Çok olmuş. Bu çok zamanda profil fotoğraflarını karartacak bir sürü ölüm olmuş. Simsiyahız. Geçmiyor. Omuz başlarımızda melek falan yok. Sağ omzuma bakıyorum ölüm. Sol omzuma bakıyorum ölüm. Umudunu yitirme diyorlar. İnadına diyorlar. İnadım ölü. Umudum gömülü. Geçmiş olduğu gibi önümde. Gelecek yok. Başka da birşey yok.

Belki biraz daha geçince zaman. Gelir hepsi geri. Bilemem.