19.10.2009

Korkuyorum


Korkuyorum. Hiç bu kadar korkmamıştım. Eskiden güneş batarken gülümser, gelen geceyi kutlamaya başlardım. Gece karanlık demekti, karanlık ise bilinmezlik. Tüm bilinmezlikler yaratıcılık getirirdi tepsi tepsi. Ama şimdi... Perdeyi kapatmadan önce ışığı yaktım. Bir kere el yordamıyla geçtim annelik tünelinden. Henüz kendi çocukluk tünelimden çıkmadan kesişmişti yolum annelikle. Nabız sayım yüksek diye belki o yaşlarda ya da düpedüz gençlik körlüğünden önümü görme ihtiyacı hissetmeden atmıştım adımları. Kızımın ellerini tutar tutmaz da koşmaya başlamıştım. Hiçbir karanlık köşeden korkmadan. İleride ne var hiç merak etmeden. Rüyalar göre göre ve neredeyse kızımın tüm hayatının hayalini kura kura.

Sonra ayrıldı yavaş yavaş onun yolu benden. Kendi yolumda kendi ritmimde yeniden yürümeye başladım. Aval aval etrafıma bakarak. Karnımı tıka basa doyurarak.Her gördüğüm ilacı hasta olmamama rağmen yutarak. Yürüdüğümü bile unutarak.

Sonra...

Sonra oğlumun kendi kaçış tünelini kazıp firar etti bizim hayatımıza. O tutuşturdu elime kısa menzilli ilk fenerimi. Etrafına dikkatli bak dedi. Karanlık köşeleri atlama dedi. Sadece iki adım önümü aydınlatıyordu feneri. Ötesi zifiri karanlık. Hayallerimde bile. Hiçbir zaman hayalini kuramadım iki ay ötesinin. İlkokula gidince nasıl olacak asla düşünmedim. Günübirlik yaşamayı öğretti. Bir de ölümden korkmayı. Ben yan tünellerde hızla giden diğer anne kucaklarının sesi zannediyordum duyduklarımı. Meğer iç sesimmiş, altıncı hisimmiş, annelik öngörülerimmiş. Hepsini birden doğurdu içimde. Artık kendimden emindim. İleriyi hayal etmesem de attığım her adımda en sağlam adım bizimki derdim. Tescilli anne olmuştum. Tüm haklarım saklıydı.

Sonra....

Sonra bugün oldu işte. Dedim ya hiç bu kadar korkmamıştım. Tam emin olmuşken kendimden, düşündüklerimden, hissettiklerimden, adımlarımdan ve deprem bölgesinden uzak inşa ettiğim anneliğimden.... Elime bir harita tutuşturdular. Depremin merkez noktasındasın dediler. Tünel sandığın şey fay hattı. Kırığın içindesin. Korkuyorum. Annelik zaten her zaman bir seçeneği işaretleyerek safdışı bıraktığın diğer seçenekler için vicdan muhasebesi yapmakken ben seçenekleri okuyamıyorum. Testten çıkarılıp klasik yazılıya sokuldum. Üstelik çalışmadığım bir konudan. Annelik sertifikalarım sanki her an bir acar televizyon muhabirinin ani baskınında afişe edilecek sahte kağıt parçalarına döndü içimde.

Önce bilemedim ne hissettiğimi çocuğumda bu adı konamayanlar karşısında. Suçluluk, vicdan, kızgınlık, üzüntü, şaşkınlık, hayal kırıklığı.... hepsini sarsıla sarsıla attım içimden.

Geriye kocaman bir korku kaldı. Bir de o korkuyu allayıp pullamak için makaleler dolusu bilgi maskeleri....

Dip: Vesile oldu. Öykü Atölyesi- Korku

8 Yorum:

Asuman Yelen dedi ki...

Yazılarınızı bir zamandır sessizce ve saygıyla takip ediyorum. Duyarlı, naif, sahici ve samimi bir insan, mükemmel bir anne olduğunuzu anlamaya yetecek bir süredir.Kişiliğinize, yanısıra, üslubunuza ve fotoğraflarınıza da hayran olduğumu belirtmek isterim.
Korkularınıza gelince...
Onları son derece kutsal buluyorum.Sevgi dolu ve sorumlu bir anne için son derece sağlıklı ve olağan olduğunu düşünüyorum. Birçok annenin anlamadan, farkına varmadan yaşadığı bu süreci siz tepeden tırnağa hissederek yaşıyorsunuz. Yaşamınızın her anını olduğu gibi.
Tanıdığım, benim yaşımdaki (57) tüm annelerin, kızları ve torunlarıyla şimdi dehşetle ama gülerek andıkları o geçici süreci.
Önünüzü aydınlatacak olanın yine korkularınız olduğuna inanıyorum.
Sevgiyle kalın...

Leylak Dalı dedi ki...

Bu yazdıkların çok tanıdık sevgili Sardunya.Anne olmak çocuklar konusunda bitmeyen bir korkuyla yaşamak demek. Benimki çocuk olmaktan çıkalı çok olsa bile. Korkma, endişelenme, sabırlı ol, geçer, şu bu... Bunların hiçbirini söylemiyorum. Anne olmak çocuğun en sağlıklısının, en sorunsuzunun bile yüzüne bakarken sevgiyle karışık korku duymaktır. Su akıp yatağının bulacak biz korksak da korkmasak da. Onlar uzun yıllar sağlıkla yaşasınlar da varsın biz hep korkalım.
Bence bu yazı bu konunun ödülünü hakediyor. Ben de kendi kişisel ödülümü yolluyorum , kucak dolusu sevgi, sana, Aktrise ve Kapluş'a:))

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Sevgili Sardunya,
O korku ki! ilk kalp atış sesleriyle başlar ve annelerin son nefesinde son bulur(mu)?
Ellerine sağlık,
Sevgiyle...

Kremali'nin annesi dedi ki...

Biliyorum, yazilacak hicbir ozenli soz ne korkularina merhem olabilir ne de onlarin kaynagina.

Lakin sunu da biliyorum ki sevgili dostum, testten cikarilip klasik yaziliya sokulmak, su insanlik seruveninde onemli bir tekamuldur.

Tamam, cok cetindir o yazili; testler gibi talihe falan bakmaz pek; o gune kadar ne damitabilmissen insanligin adina ancak onu dokebilirsin elindeki beyaz kagida. Lakin, testlerdekinin aksine, uc yanlistan oturu bir dogrudan etmezler adami.

Allah yar ve yardimcin olsun dostum. Sevgi ve dualarimi gonderiyorum sana ve guzel ailene.

sardunya dedi ki...

Sevgili Asuman Hanım,

Tüm iltifatlarınız ve övgüleriniz için teşekkür ederim. Kendimi en az düşündüğüm bu günlerde iyi gelmedi desem yalan olur. Ya da gülümsetmedi, egomu okşamadı desem.

İlk defa torumun da olacak ileride duygusunu bana siz yaşattınız. Bu bile aydınlatıverdi önümü.

Tüm destek dolu sözleriniz için teşekkür ederim.

sardunya dedi ki...

Sevgili Leylak Dalı,

Çok teşekkür ederim:))) Ben akacak suyumun yatağını hazırlaması ve hatta kendi yatağını kendi yapması için gösteriyordum tüm çabamı. Ama bir anda farkettik ki suyumuza önce akmayı öğretmemiz gerekiyor. Zaman ve sabır ve sevgi... galiba önce ve belki de sadece bunlara önem vererek geçecek bunlar.

Sevgilerimle

sardunya dedi ki...

Sevgili Yaşamın Kıyısında,

her anne baba çocuğuna öğretecek birşey kalmayana dek beklermiş hayatta onun başını. Öğreteceklerinin bittiğine kanaat edince de gidermiş.

Ama eveti gidene kadar bitmez/bitmeyecek/bitmesin belki de...

sardunya dedi ki...

Canım
" Lakin, testlerdekinin aksine, uc yanlistan oturu bir dogrudan etmezler adami."

Bunun için dostumsun.