8.02.2009

Biri duygularıma tercüman olabilir mi?

Neden basit yazamıyoruz? Neden ihalenin teknik şartnamesi, bir ihbarname ya da bir festival tanıtım broşürü aynı ağdalı ve anlaşılmaz dille yazılır? Özgeçmişler çeviriyorum bu ara, bir de film özetleri. Web sitelerine bakıyorum yönetmenlerin. Alçakgönüllü bir dille, doğrudan  yalın mesaj veren cümleciklerle yazılı özgeçmişleri. Bir de Türkçelerine bakıyorum. O bildiğin yalın özgeçmiş gitmiş yerine  üç kere okunmadan anlaşılması zor olan enteresan özgeçmişler gelmiş. Ben tekrar o Türkçeleri yabancı dile çeviriyorum. Ağdanın kıvamını tutturmaya çalışarak. O ağda oraya yapışık olduğu sürece yabancı dilde de kocaman "çeviri" tüyleri kalacak. 

Amaca yönelik dil kullanımı ne zaman gerçekleşir acaba bu ülkede? Kapıma gelen resmi, matbu bir evrakı anlamak için illa avukat mı olmam lazım ya da ucundan kıyısından hukuk terminolojisi mi bilmek lazım? Yoksa sadece avukatımın okuyacağını mı düşünüyor yazanlar. 

Anayasasından ikametgah belgesine kadar aynı kalıplar. Sıkıldım. Çeviri dünyasındayım 95'ten bu yana. Bana kalsa ne çeviriler yapardım. Aynı kalıpları istiyor herkes. Gözlerimi kapatıp çeviriyorum. Çeviriden çok bu kalıpların üstüme yapışmamasına çaba harcıyorum... 

Keşke herkes herkesin dilini anlasa... keşke herkes anlaşılmak için yazsa. 

3 Yorum:

nimetim... dedi ki...

bu kon henüz tekemmül etmedi sardunyam:)

nimet

owl dedi ki...

Zor bir durum bu gerçekten bende resmi evraklarla ilgili bir işle uğraşıyorum ve bizim dilekçelerimizde ve formlarımızdada çok fazla eski kelime var. Ama okadar kalıplaşmışki bu terimler yerini kolay kolay türkçe kelimelere bırakmaz gibi geliyor bana.

Kremali'nin annesi dedi ki...

Yazili metinlerimizi tercume etmek tam da bu sebeplerden cok zor ve zevksiz bir is. Ama bu tarz konusanlari baska dillere simultane tercume etmek daha da zor olmali.

Katildigim bir uluslararasi toplantida sahit olmustum. Kendisine eslik ettigim "ileri gelen" uzun ve agdali cumlelerden olusan konusmasini bir saniye bile mola vermeden tam gaz yapiyor, arkasindaki tercume kabinlerindeki simultaneler ise saclarini baslarini yoluyorlardi. Verilen kahve molasinda, tum kariyerimi tehlikeye atma pahasina, yanina gittim ve "efendim, cok guzel konusuyorsunuz lakin simultaneler hiziniza yetisemiyor!" deyiverdim.