13.11.2009

Bu ses ne?

Bazen günlerce, aylarca yürüyüp aynı yere geldiğimi hissediyorum. Daha sezer sezmez de yolumu değiştiriyorum, kestirmeden gitmiyorum. Ara sokaklara sapıyorum. Olmadık dükkanların vitrinlerine bakar gözüküyorum. Tek başıma bir bankta oturup havayı dinliyor gibi rol kesiyorum. Otobüse biniyor gibi yapıyorum. Kulağımda kulaklıklar, müzikle yürürken bir yere yetişmeye çalışıyor gibi bakıyorum gelip geçene ve arada da numaradan saatime.
Başka mahallelere sapıyorum. Tanımadıklarıma selam veriyorum, gülümsüyor gibi yapıyorum. Hayata kapılmışım gibi nefes alıp veriyorum. Saatler geçiyor, geceler devriliyor. Günler hiçbir kırmızı ışığı takmayan baba arabası kullanan züppe bir genç gibi hızla yanımdan geçiyor. Çamur sıçratıp sıçratmadığına da bakmıyorum. Yağmurun yağdığını da ancak yan kaldırımlarda tek tük şemsiyeli görünce fark ediyorum. Yine de aldırmıyorum.
Ama ben tüm bunları yaparken ve henüz uçurumun yanına gidip dibine bir kere bile göz atmamış, düşme hızımı kestirmeye çalışmamış ve mesafe hakkında en küçük bir varsayımda bulunmamışken kulaklarım sadece rüzgar sesi ayırt ediyor. Uçurumun bir ıslığa dönüştürdüğü rüzgarın sesi. Soğuktan daha da keskin yapışıyor kulaklarıma.
Biliyorum. Hangi mahalleye gidersem gideyim, hangi rolümü üstüme geçirirsem geçireyim, yolu ne kadar uzatmaya çalışırsam çalışayım…. Uçurum hep orda. Belki küçücük bir çukur. Belki tek sıçrayışla karşıya geçebilirim kısacık bacaklarımla. Belki hepsi bir sonraki oyunun provasından gelen efekt sesleri. Belki biletleri bile basılmadı oyunun.
Ama biliyorum. Uçurum orda. Rüzgar esiyor. Ben ne kadar yok saysam da kaçsam da bir gün o uçurumun kenarına oturup ayaklarımı aşağı sarkıtacağım. Güneş batana kadar o enfes gökyüzü manzarasını gözlerime kazıyacağım. İki kolumun altında çocuklar. Yanımda Maşuk. Altımıza gazete bile sermeyeceğiz. Toprak olacak, çamura bulanacak her yanımız. Ama biliyorum. Rüzgar kesmesin diye kulaklarımızı berelerimizi indirip kulaklarımıza kadar oturacağız hepimiz kenarına. Herkes birbirinin nasıl ayak salladığına bakacak. Sonra dinlenen kalkacak gidecek hayatına. Muhtemelen çocukların da umurunda olmayacak gökyüzünün rengi, güneşin batışı… sadece uçuruma bakacaklar. Oğlan nasıl sallıyorum ayaklarımı bakın diyecek. Kız uçurumun dibindeki merak edecek bir an, sonra saçlarını tarayacak. Gidecekler sonra sırayla.
Biz? Boşuna nasıl yolu uzattığımızı anlatacağız belki. Ama muhtemelen tek kelime söylemeden, sadece manzarayı izleyip bacaklarımızı çocuklar gibi aşağı sallayarak uzun uzun konuşacağız.

13 Yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Sardunya senin ne işin var o çalıştığın yerde. Oturup bir kitap yaz, inan çok satanlar arasına girer. İlk okuyucusu da ben olurum. Hadi yap bunu, blogda tüketme nefesini. Harika bir yazıydı, gönlüne sağlık...

Asuman Yelen dedi ki...

"Mış gibi yapmak" yaşamın ta kendisi.
Algıları, sezgileri yok sayarak, görmezlikten gelerek, sakin, dingin, mutmain, mütebessim, yaşamın önümüze koydukları ile yetinerek, bir ortalamayı tutturarak yürüyüp gitmek o yolda. "Gibi" edatı hafifleştiriyor görünse de olayı, çok zor iştir bunu başarmak.Bir o kadar da gerekli.
Varsın uçurumlar bir kenarda kalsınlar.Tehlikeli çağrişımları yanılgıdan ibaret bile olsa. Bizi özgürlüğe davet ediyor bile olsalar. Onda da "miş gibi olma" olasılığı yok mu sanki...
Çok mu müdahil oldum özelinize?
Bilmem neden, sizi önemsiyorum...

sezinetta dedi ki...

merhaba sardunya...
hep bişeyler yapmak zorundayız di mi?kendi doğrularımızla,başka doğrularla,beklentilerle bi çelişki halinde..yaşamak zorundayız..yazını keyifle okudum..kendimden de bişeyler buldum..sorgulamadım..hatta bikaç kez daha okudum..çok iyi olma çelişkisi durumu bence bu..kii biçoğumuzun kendisiyle meselesi..sen farkındalığı çok olan birisin..bu da çook güzel bişey...
sevgiyle...
seziN..

İlknur dedi ki...

''Günler hiçbir kırmızı ışığı takmayan baba arabası kullanan züppe bir genç gibi hızla yanımdan geçiyor.'' Bu kısmı çok beğendim. Hoş ve akla zor gelesi bir benzetme.

Yolu uzatmak? Hayatın size getirileriyle oluyor malesef elinizde olmadan. Hiçbir şey boşuna değildir bu manada. Zamanı gelmemiştir belki. Bazı şeylerden kaçış yok. Yok saymak mümkün değil. Sağlıcakla kalın...

Kaymaklı Kadayıf dedi ki...

Çok beğendim hissettiklerini bize aynen aktarma tarzını,kendinden birşey bulamayadan da yoktur sanırım.Kestirme yolları hiç sevmem ben ,yolu uzatma fikri hep hoşuma gitmiştir onun için boşuna uzatılmış yol olarak düşüneceğimizi sanmıyorum.Ne kadar dolandığımız değil de nasıl dolandığımız aslolan bence,kendi adıma 35 yıldan sonra yeni yeni anlıyorum ben,nasıl dolandığımı nasıl dolanmadığımı.
senin; "farkındalığın" farklılığın....kafamın üstündeki konuşma balonu gibi birçok yazın.İyi ki varsın...

sardunya dedi ki...

Öğretmenim:)
Mübalağa sanatı pek hazzettiğim bir sanat olmasa da bundan keyif aldığımı söylemeden edemem:)))

Yazıları koşulsuz yazmayı öyle çok seviyorum ki...

sardunya dedi ki...

Asuman Hanım
Çok teşekkür ederim yorumunuz için. Müdahil olmanızda sorun olsa gerçekten yazmam ki orta yere. Lütfen öyle düşünmeyin. Bu yorumdan şu cümle yankılanıyor sürekli aklımda: sizi çok önemsiyorum. Saygıyla okuduğum birinin önemsemesi... çok güzel ve özel.

sardunya dedi ki...

sezin merhaba
farkındalık nereden sonra güzelliğini yitiriyor? Nereye kadar ayrıcalık katıyor? Zerre bilgim yok:((

sardunya dedi ki...

Sevgili ilknur,

hele bir de su sıçratmıyor mu, ya da kırmızıda durmak yerine karşıdan karşıya geçen yayalara kornayı basa basa sırıtarak son gaz geçmiyor mu? de-li-ri-yo-rum:)

sardunya dedi ki...

Kadayıf kaymağı,

gelip balon olsam ya bir kahve içimi mesela bir öğle tatili?

TerazininDirhemi dedi ki...

sakız hanım, gece yarısı bunu okuyup da saat yuzunden arkadasını arayamamak ne demek bilir misin?

Adsız dedi ki...

sardunya..farkındalığı olumsuz değerlendirme.sezinetta şahane bi hayat özeti yapmış.bence de güzel bişey..bunu şans olarak değerlendir..
ilknur

Kaymaklı Kadayıf dedi ki...

Sardunyam, içelim birer kahve tez vakit bir öğlen,ama öğlen yetmez bize sussak bile laf çok bilirim,gel sen şunu bir hafta sonu hayata geçirelim biz.