25.11.2011

ah onur!




 Sevgili Onur,

Ben ne zaman fotoğrafına baksam aklıma oğlum geliyor. Her sabah onu nasıl ellerimle beslediğim, sırtını sıvazlayıp okula gönderirken montunun fermuarı azıcık açık olsa üşür diye endişe ettiğim.

Bir insan nasıl büyütülüyor az buçuk biliyorum. Ama binbir emekle büyüttüğün insanı kaybetmek konu olunca... boğazımdaki yumrukla başbaşa kalıyorum.

Anneni düşünüyorum. Babanı. Kardeşini. Arkadaşlarını. Sevgililerini. Akrabalarını. Ahbaplarını. Hepsinin boğazındaki yumruğu hissediyorum.

Sonra dalıyorum hayatın telaşına... iş güç, aynı teraneler derken geçici şuursuzluklarla savaşıyorum. Ama mesela nefes almak için iki dakika elimi klavyeden kaldırıp çevirilerime ara verdiğimde bir bakıyorum yanıbaşımda oturuyorsun. Oğlumun büyüklüğünü hayal ederdim eskiden. Şimdi senin hayaletin geliyor hep o hayallerin yanında.

Tek umudum... seni ölüme gönderenlerin birazcık vicdanları varsa onlar da ölene dek sızım sızım sızlaması  vicdanlarının. Her gece rüyalarında seni görsünler istiyorum. Çocukları varsa mesela onların saçlarını her okşadıklarında seni hatırlasınlar istiyorum.

Ah onur ah! Ben daha ne diyeyim. Sadece sözün değil umutlarımın da süründüğü yerdeyim.

Onurun hikayesini merak edenler için: http://onuryasercan.wordpress.com/

E. Temelkuran ne demiş: http://www.haberturk.com/haber/haber/691032-oylesine-olmek-var-mi

1 Yorum:

melisa unat dedi ki...

o kadar kolay ki bu ülke de her şey, o kadar ayaklar altında ki adalet, insanın boğazındaki o yumru bir dakika bile gitmiyor. evet hayatlarımıza devam ediyoruz, evet bir şekilde unutuyoruz ama aslında o yumru hep orada.

şimdi üzülerek sessiz olma zamanı değil, öfkelenerek ses çıkarma zamanı!